Tasavvufta Yemek Kültürü

tasavvufta-yemek-kulturu

Yemeği meydana getiren tüm çiğ ve pişmiş bütün yiyecek maddeleri kutsaldı. Bazı yiyecek ve içeceklerin özel bir yeri vardı.

Mevlevilik, Alevilik- Bektaşilik ve  Ahilikte yemeğe “lokma” adı verilirdi. Mevleviler yemek yiyelim anlamında “hora geçirelim”, Alevi – Bektaşilerde ise “lokma edelim, lokma görelim, hora geçirelim” derlerdi.

Mevlana iki türlü gıdadan söz eder. Manevi gıdanın Tanrı ruhu olduğunu belirtir, ancak Allah’ın verdiği nimetlere şükretmenin de kudreti arttırdığını belirtir.

Su ve tuz hakkında

Tekkelerde sofraya ilk olarak tuz, ekmek, ve su getirilirdi. Tuz, dengeyi simgelerdi, aynı zamanda ve adalet  faziletin işaretiydi. Adalet ve fazilet olmadan nefsi eğitmek, insan-ı kamil mertebesine ulaşmak mümkün değildir.

Yalnızca kamil insanın hareketleri ölçülüdür, dengesini bulmuştur. Aynı şekilde tuz da yemeğe katıldığında ona tadını kazandırır, yemek ölçülü bir lezzete kavuşur.

Alevilik – Bektaşilikte bir eğitim yeri olan sofrada tuz tadan derviş, ölçülü ve dengeli hareket etmek gerektiğini hatırlar. Tuza  “balım sultan” derlerdi.

Ahilikte yola yeni girecek olan talibe tuzlu su içirilerek öğütte bulunurdu.  Ahi inancına göre tuz kalpte ki hiddet ile inadı yok eder, su ise kin ve hasedi söndürürdü.

Fütüvvetnamelerde  tuzla ve suyla ilgili farklı açıklamalar vardır.  Kimisinde suyun şeriatı, süpürgenin tarikatı, tuzun hakikati temsil ettiği; kimisinde ise tövbenin, süpürgenin terk’i, tuzun riyazetin işareti olduğu anlatılır.

“Tuzlu su” seremonisinin farklı bir uygulamasından da söz edilir. Bu uygulamada suya bir tutam tuz atılıp “Bu şeriattir”, bir tutam daha atılıp “Bu tarikattir”, üçüncü tutamdan sonra da “Bu hakikattir” denilirdi. Talip tuzlu suyu içtikten sonra pir şöyle öğüt verirdi:

“Ey oğul harama bakma, yalan söyleme, haram yeme, haram giyme, haram içme. Nan (ekmek) ve nemek’e (tuz) ihanet etme, hukuk kesbettiğin pirlerine çeşm-i hakaretle nazar etme, hamval (çok sabırlı) ol, komadığın yere el uzatma, emanete hıyanet etme, fakr ile kanaat etme.”

Yine Ahi geleneğinde biriyle tuz – ekmek yemek, onunla akitleşmek demekti.

Ahi geleneğinde biriyle tuz – ekmek yemek, onunla akitleşmek demekti.

meltem güner-tasavvufta yemek kültürü yeme-içme mevlevilik bektaşilik ahilik

Helva

Helva genellikle günlük menüde zaman zaman yer alırdı, genellikle ölenin ardından yapılan özel ayinler sonrasında  kurulan sofralarda bulunurdu. Helva yapılan özel günler de vardı.

Helva pişirme adetinin Adem Peygamber’den kaldığına inanılır.  Cennetten kovulduktan sonra suçunu kabul edip tövbe eden Adem Peygamber, şükür yemeği için helva yapmıştır.

Aynı şekilde Nuh Peygamber de tufandan kurtulduğunda aynı şekilde şükür yemeği olarak helva pişirmiştir.

İbrahim Peygamber ise şed kuşandıktan sonra Cebrail’in cennetten getirdiği helvayı yemiştir.

Hz. Muhammed, Gadir-i Humm mevkiinde, Hz Ali’yi kendisinden sonraki halife tayin ettiğini ve onu kendisine kardeş edindiğini bildiren konuşmasından sonra helva yapılmasını istemiştir. Hz Ali yanlarındaki peksimet, hurma ve hurma yağını bir kap içinde karmıştır. Helva’yı orada bulunanlara ve on yedi Kemerbest’e dağıttıktan sonra kalanını da bir kutuya koyarak Selman-ı Pak ile Hz. Hasan ve Hz Hüseyin’e göndermiştir.

Beşinci İmam Zeynel Abidin’le ilgili hikaye ise İmam Yezid yanlılarından kurtuluşu üzerine helva yapıldığı üzerinedir. Yine aynı şekilde bu helva oradakilere dağıtıldıktan sonra kalanı nerede  Ehl-i beyt varsa oraya gönderilmiştir.

Günümüzde de helva yapıldığında komşulara dağıtma ve mümkünse birçok kişiyle birlikte yeme geleneği vardır.

Alevi- Bektaşilikte ise ilk helvanın, Hz. Hüseyin tarafından Küfe’ye gönderilen ve orada şehit olan Müslim Bin Ukayl için pişirildiğine inanılır.

Birçok tarikatta dervişler zikir ayinleri sonrası helva yerlerdi. Amaç, ilahi adı söylemenin ağızda bıraktığı tatlılığı devam ettirmekti. Mesnevi’sinde ve Divan-ı Kebir’inde helvadan sıklıkla bahseden Mevlana ise, onun tatlılığını sufinin manevi tecrübeler sonucu yaşadığı tatlılığa benzetir.

Bu yazıda geçen bilgilerin bir kısmı Sahrap Soysal “Derviş Sofraları” kitabından alıntıdır.

Sosyal Medyada Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

One Reply to “Tasavvufta Yemek Kültürü”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Alışveriş Sepeti (0)

Sepet