İnsan Ne Zaman Aldanır

insan-ne-zaman-aldanir

Hayatın akışı içinde gözlemlerimizi bir veri olarak işlerken, duyularımız devrededir. Seyrettiğimiz, kokladığımız, duyduğumuz, dokunduğumuz ve tattığımız ile anlamaya çalışırız. Aklımızla inşa edeceğimiz binanın temellerinde de “deneyimlerimiz” vardır. Bir öncekiyle bir sonrakini bir araya getirirken, eskinin tesirini yeniye bulaştırabiliriz.

“Tıpkı çocukluğumda yediğim dondurmaya benziyor.”

“Bana eski sokağımı hatırlattı.”

“Sen de aynı eski karım gibisin.”

“Ben çok iyi biliyorum.”

Eskiyle bağlantı hem güven verir hem de tedirgin eder. Sonucunun nasıl olacağını bilme hali, bildiğimizle devam etme isteğimizi doğurur.

Yeniden bakacağız derken, yeniyle olan bağımızı eskitebiliriz.

Anılarımız, hayatı öğrenmemizde bize rehberlik ettiği zaman “yeni bir dil” öğrenebiliriz. Anılar alfabesinden çıkamadığımızda ise “tekrarlar döngüsünde” kaybolabiliriz.

İnsan en iyi kendini kandırır…

Nasıl mı?

Bir konuyla ilgili karar veririz. Diyelim ki;

“Benimle ilgilenen, beni seven, benimle olacak bir eş istiyorum…”

Eş gelir ve ilişki başlar. Beklenti, ilginin sadece eşten geleceğiyle ilgilidir.

Başkaları ağzıyla kuş tutsa, hayat seferberlik ilan etse bile kişi eşinden beklediği ilgiyi göremediğinde, kendi içinde “ilgiye layık olmadığı” düşüncesi yerleşir.

“Dün de böyle olmuştu.”

“Zaten hep böyle oluyor.”

“Benim düşündüğüm gibi davranmıyor.”

Kafamızda yarattığımız dünya filminde, olanları daha önce belirlediğimiz senaryo üstünden kurgulamak isteyebiliriz.

Hayatın bize istediklerimizi vermediği düşüncesi bir virüs gibi algımıza yerleşmeye başladığı zaman, anılar denizinde “akışa inat” bir yolculuğa çıkarız. Bugün olanı; dün bizimle ilgilenmeyen, bizi acıtan, bizden bir şeyler alan bir ilişki bağıyla ilişkilendiririz. Duygular devrededir. Hissettiğimiz şey öylesine gerçektir ki, filmimiz için ihtiyacımız olan dekor kurulmuştur ve oyunculara verdiğimiz roller hakkıyla oynanmaktadır.

“Tam da düşündüğüm gibi oluyor!” algısıyla dünden parçalar da serpiştiririz bu tablonun içine:

“Zaten benimle konuşmandan anlamıştım.”

“Sana hiç güvenmemiştim.”

“Senin de aynı olacağını biliyordum.”

“Sen de onun gibisin.”

Mis gibi yoğurdumuzu, az önce boşalttığımız sarımsak kokusu bulaşmış kaba koyar ve sonra da, “Bu da istediğim gibi olmadı, bak işte sarımsak kokuyor. Demek ki benim yoğurdum istediğim gibi olamıyor,” diyebiliriz.

Hayatı planlamaya, talep etmeye, keşfetmeye ya da teslimiyet halinde yaşamaya iştahlanırız. Ancak tam yemeğe oturacakken, bir önceki öğünden kalan, “benim istediğim şekilde, zamanda, karar verdiğim kişiyle olsun” ekmeğiyle karnımızı doyurabiliriz.

Peki, bu durumu nasıl değiştiririz?

İlgisine muhtaç olduğumuz, ama bunu alamadığımız aile bireyimizle olan ilişkimizin bizi yöneten kalıplarını fark edip, bu bağlantıyı kesmeden ve hatta burayı iyileştirmek için gayret etmeden bu halimizden özgürleşemeyiz.

Yeni bir şeyler istiyor gibi gözükürken, dünün tesirini hatırlıyor isek; dün, yarınla döllenir. Yeni bir olasılığın ortaya çıkma ihtimali azalır.

Genlerimize kadar işlemiş ata kayıtlarından aktarılan davranış kodlarımızın karşısına, henüz ortaya çıkmamış potansiyelimizi koymadan, kendimizi aldatmamız son bulamıyor. Biz dünle bugüne geldik. Bugünü yaşarken nelere odaklandığımızı ve duyularımızın bizi ne derece yönettiğini gözlemlediğimiz zaman, “bildiğimiz yarından daha zengin olan bilmediğimize” adım atma cesareti buluruz.

Bu sayede “sadece tespit ettiğim alanda, belirlediğim kişiden besleneceğim” zannımızın perde arkasındaki “beni, benim dediğim şekle sok, yoksa olasılıklar evreninden bilmediğim bir hale doğmaya niyetim yok!’’ isyanını görebiliriz.

Küçük bir alıştırma yapabiliriz:

O gün kendini anlatmaya ihtiyacın vardı. İstediğin kişiyi aradın, ama o sana zaman ayırmadı. Hatta belki umurunda bile olmadın.

Hemen karar verebilirsin: “Ben yalnızım. Bana değer veren yok. Beni kimse anlamıyor…”

Bütün gününü hatta devam eden günlerde enerjini, bu sefer gerçek ihtiyacına değil de senin ihtiyaçlarını görmeyene odaklayabilirsin:

O senin istediğini yapmamıştır.

Yanlış bir şeyler vardır.

Yanlış olan o kişinin davranışıdır.

Sonra belki kendini suçlayabilirsin. Seçimlerin için, istediğini alamadığın için ya da talep ettiğin için…

Burada kaçırdığın ne olabilir?

Çevrende seni dinlemek isteyebilecek birçok kişi olabilir. Hatta belki onlar seni dinlemiş de olabilir. İhtiyaçların giderilmektedir. Ancak sen ihtiyacına değil, taleplerini karşılamayana odaklanmışsındır.

Filminden bu sahneyi çıkarmak istemezsen, rol verdiğin ama sete gelmeyen aktör yüzünden tüm sistem durur.

Yaşadıklarına yeniden bakmak için tam bu noktada ihtiyacının ne olduğunu kendine sormalısın:

İhtiyaç neydi?

Birisinin seni dinlemesi mi?

…. kişisinin seni dinlemesi mi?

Başkasına yaptıramadıkların için verdiğin molada, “senin filmine” ara verilir. Oysa yaşam, senin taleplerini karşılamak üzere alternatiflerle doludur.

Şimdi birkaç sorum olacak:

İhtiyaçlarını gerçekten dile getiriyor musun?

Talep ettiğin her neyse, bunun “karşılanmasına mı” yoksa “senin istediğin şekliyle karşılanmasına mı” odaklısın?

Herhangi bir konuda hayal kırıklığı yaşadığında, olay eskiyle bağlantılanıyor mu?

İlla da olsun dediklerinin, hayatına çektiği duvarların farkında mısın?

Senin istediğin gibi olmadığında da kabul verebiliyor musun?

Bırakmak, sen tam anlamıyla talep ettikten sonra yaşamın planlarının senin için harekete geçmesine izin vermektir.

Bir kabı kullanışlı yapan içindeki boşluktur…


Sosyal Medyada Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

4 Replies to “İnsan Ne Zaman Aldanır”

  1. Meltem hanım yazılarınızı okurken bir insan nasıl bu kadar şeyi bilebilir diye düşünüyorum ve size hayranlığım katlanarak artıyor. Sizi çok seviyorum

  2. Meltem hanım yazılarınızı okurken bir insan nasıl bu kadar şeyi bilebilir diye düşünüyorum ve size hayranlığım katlanarak artıyor. Sizi çok seviyorum

  3. Insan yasamadan deneyimlemeden icten yazamaz diye düşünüyorum. Yazdıklarınız bazen teselli, bazen ilham bazende üzüntü veriyor. O’ da acı çekmiş benim gibi belli ki diyorum. Ses, yankı sizden bana dokunaklı geliyor.Ama bazen de sebebi belirsiz bir hoşluk akıyor içime. Sabret diyorum kendi kendime. Dürüstlükten ve ahlaklı davranıştan vaz geçmeden kelimenin tam anlamıyla sabret.
    Elbet sabrın sonu selamettir.
    Geçmiş olsun. Sağlığınıza en kısa sürede kavuşun

  4. Öncelikle geçmiş olsun meltem hanım ve emeğinize yüreğinize sağlık tekrar tekrar okunacak bir yazı teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Alışveriş Sepeti (0)

Sepet