Bu İçeriği Paylaş
İnsan büyümeyi bir çözebilme becerisi olarak görebiliyor. Belki de ben böyle tanımlamışımdır. Büyümek, benim için uzun zamandır çare bulmakla eşdeğer bir hâl aldı. Sanki büyüdükçe her şeyin bir karşılığı, bir açıklaması, bir çıkış yolu olacakmış gibi düşündüm.
Çocukken bir şeyleri beceremediğimizde büyüklere gider ve “başıma şu geldi” ya da “ben yapamıyorum” deriz. Çoğu zaman da “sen küçüksün, yapamazsın” cevabını alırız. Yapamamak, küçüklüğün doğal bir sonucu gibi sunulur. Oysa büyüdüğümüzde her şeyin kendiliğinden çözüleceğine dair o örtük vaat, farkında olmadan zihnimize yerleşir.
Belki de bu yüzden benim için büyümek, bir şeyleri çözmekle eş anlamlı hâle geldi. “Büyüyünce anlarsın”, “büyüdüğünde yaparsın” gibi cümleler, sanki zamanla her belirsizliğin ortadan kalkacağına dair birer teminat gibiydi. Ama gerçekten öyle mi? Büyümek böyle bir şey mi?
Çaresiz kaldığımızda, ne yapacağımızı bilemediğimizde, kendimizi yetersiz hissettiğimizde bir anda küçük bir çocuk gibi hissederiz. Yaşımız küçülmez belki ama cesaretimiz azalır. Sanki birileri yeniden karşımıza geçmiş ve “sen küçüksün” demiştir. O anlarda büyümüş olmak, pek de işe yaramaz gibi gelir.
Peki bizi gerçekten büyüten nedir? Neşelerimiz mi, kazançlarımız mı? Yoksa daha çok kederlerimiz ve kayıplarımız mı? Benim zihnimde büyümek, çoğu zaman geride bırakmakla eşleşmiştir. Bir şeyleri geride bırakmadan büyüyemiyormuşuz, bir şeyleri kaybetmeden ilerleyemiyormuşuz gibi.
Bir bebek için yürümeye başlamak büyük bir kazançtır; aynı zamanda önemli bir başarıdır. Ancak tek başına hareket edebilmek, riskleri de beraberinde getirir. Attığı ilk adımın coşkusuyla birkaç adım sonra düşeceğini bilmez. İlk başarısızlığıyla tanışacağını da. Düşer; bazen ağlar, bazen sadece şaşırır. Güçsüz bacaklarıyla tanışır, dengesini kuramamanın çaresizliğiyle yere oturur.
Peki onu yeniden ayağa kaldıran nedir? Etrafında “hadi kalk” diyen kimse olmasa bile, tekrar denemesini sağlayan şey ne olabilir? Belki de büyümeyi istemesidir. Belki de durduğu yerde kalamamasıdır. Bir çocuğu aslında kim büyütür? Düşmeleri mi, yoksa düştükten sonra tekrar kalkmaları mı?
Ne zaman büyürüz? Bir şeyleri çözebildiğimizde mi, yoksa çözemediğimizi kabul edebildiğimizde mi? Büyümek bazen yüzleşmektir, bazen kontrolü kaybetmektir. Kimi zaman kazanmaktır, kimi zaman da kaybettiğini kabullenmek. Ne yapacağını bilmek kadar, bilmediğini de taşıyabilmektir.
Uzun süre büyümeyi çare bulmakla eşleştirdim. Oysa şimdi başka bir yerden bakıyorum. Belki de büyümek, anlamak değildir. Her şeye bir çare bulabilmek hiç değildir. Belki büyümek, çözemediğin hâliyle yaşamaya devam edebilmektir. Düştüğün yerde kalmamayı seçmek; ayağa kalkıp kalkamayacağını bilmeden yine de denemektir. Anlamadığında da, çare bulamadığında da devam edebilmektir. Belki de büyümenin püf noktası tam olarak budur.
