Av mısın Avcı mı?

Av mısın Avcı mısın?

AV MISIN AVCI MI?

Birisiyle tanıştığımızda adını öğrendikten sonra ilk merakımız mesleği ya da nereli olduğu yönündedir. Çoğunlukla onu anlam kütüphanemizde bir rafa yerleştirmek isteriz.

‘’Nerelisiniz? ‘’

‘’İzmir ‘’

‘’Ne güzel bir şehirdir. Ne işiniz var burada, ben olsam beş dakika durmam giderim buralardan.’’

‘’Çok iyi fikir gidebilirsiniz. İzmir çok güzel bir şehirdir.‘’

Bu cevabı verdiğimde çoğunlukla suratlar ekşir.

Neden?

Tercihlerime saygı duymamak bir yana hakkımda bir bilgiyi öğrendikten sonra peşime düşmesine tepkim hoşuna gitmez. Ne yapacağımı söylemekle kalmayıp, tercihlerimi hiçe saydı. Bende alanımı korumalıyım hissi yarattı.

Böyle bir durumla karşılaşan taarruzcu antilop sürüsünün peşindeki aslanın birkaç antilop tarafından boynuz yedikten sonraki haline benzer bir ruh haliyle geri çekilir.

Soruların ardında sorulanlar…

İkinci taarruza hazırlıklı olmakta fayda var.

‘’Ne işle meşgulsünüz?’’

‘’Yazarım. ‘’

‘’Ne tür kitaplar yazıyorsunuz?’’

Şimdi bu soru hiç iyi olmadı. Kariyer planlamacıları yıllardır anlatıyor ama ben pek oralı olmadım. Seni bir rafa koyarlarsa markalaşman kolaylaşır diye ne çok söylediler, ama ben dinlemedim. “Şimdi anlat bakalım ne yazdığını ‘’

‘’ Semboller, hayatın anlamı ve geleceğini tasarlamakla ilgili kitaplar yazıyorum. Bir de romanım var.’’

‘’ İlginç doğrusu çok geniş bir yelpaze, affedersiniz ben pek kişisel gelişim kitapları okumadığımdan duymamışım sizi.”

Alt metni okuyalım. Senin kim olduğunu bilmiyorum. İşin ilginci raflarıma da oturtamadım. Ne yapsak bilemedim. Romanını da bir yerlere bağlarız belki. Sen de hem yazarsın hem de ünlü değilsin, ben ne yapayım.

Pazarlama bilmeyen yazar, ancak bu kadar işte.

‘’Önce reklam sektöründe çalışmalıydınız ya da reklamcılara danışmalıydınız. Kitap bir ürün, bu ürünü kullanıcınıza doğru anlatmalısınız. Onların sizi tanımlamasına izin vermeden. Siz bir kullanım kılavuzu şeklinde kendinizi anlatmalısınız. Nedir sizi farklı yapan, sizi hangi kürsüde görecek bilmeli.’’

‘’Çok haklısınız. Bendeniz bir bilgisayar ile çıktım bu yola, halen yazarlığı öğreniyorum. Karşıma çıkan her bilenden bir seminer alıyorum. İzmir’e yerleşemiyorum, hiç olmazsa tanınan çok satan falan olayım. İşte bilinçsiz bir yazar olarak ya nasip deyip yola çıkıyorum. Benim atalarımın bir kısmı balıkçıymış bundan olabilir bu fütursuz hareketlerim.”

Bir bozulma sesi daha geldi. Hem kel hem fodulsun (fodul – bilmiş, kibirli manasında).

‘’ Neler yapıyorsunuz, siyasi görüşünüz, ibadet eder misiniz, ne yer ne içersiniz, hayvan sever misiniz?’’

Kendimi üniversite sınavında dahi bu kadar baskı altında hissetmemiştim.

Neden bunca soru?

Neden bunca çaba?

Rafa oturtulacaksın.

Başaran olmak için

Sen de düşün, kendini açıklama çabalarını ya da belki de oturtma çabalarını. Başarılı insanları daha güçlü bulmamız ve kendimizi onların yanında onların onayına muhtaç hissetmemiz bu sebeple olabilir. Koşmasına rağmen birinci gelemeyen atleti başarısız yapan, o çizgiyi önce geçememesi midir? Yoksa başkalarının koyduğu hedefe ulaşamaması mıdır? Bir başkasının başarısı, bir başkasının gözü üzerinden kendimize çizdiğimiz sınırları yeniden keşfe çıkalım mı?

Sadece ben olmam, sadece sen olman, sadece insan olman hatta sadece canlı olman yeterli olduğunda, kendiliğinden akıyor hayat…

Oysa çoğu zaman insan olman yetmiyor ….

Cinsiyetin, cinsel yönelimin, mesleğin, para durumun, ailevi köklerin, kariyerin, sağlığın ve daha bir çok şey seni av ya da avcı yapabiliyor.

Av mısın, avcı mı, başarılı mısın, başarısız mı, senden faydalanabilir miyim, yoksa sen mi benden faydalanacaksın?

Çok soru var kafamızda.

Buradan uzaklaşma gayretindeyim. İçimde bir yerlerde dengeyi kurmak için dışarının vuruşlarını, keçeye şekil verenlerin onun üzerinde tepinmesine benzetiyorum. Onlar tepinmiyor, şekillendiriyor. Keçenin buna bir itirazı yok, seyredenin anlamadığına anlam yükleme gayretinde yeniden yazılıyor olanın hikayesi.

Benim kendime bulduğum çıkış yolum …

Birisiyle tanıştığım anda önce gözlerinin içine bakarım, nefesini dinlerim, mümkünse ona dokunurum. Birlikteliğimizdeki çabasızlığını izlerim.

O anda yanımda mıdır? O anda benimle midir, kendi düşüncelerini sepete koyup mu gelmiştir yanıma, zihninde yargıları, kalbinde sevgisi, kim olduğumu anlamakla mı yoksa sadece orada olmakla mı ilgilidir?

Av ya da avcı olma halini bitirmek için değerli bir andır.

Gülümserim. Sesinin tınısını dinlerim, bütün duyularımı açarım ancak duyu öteside oradadır. Kalbim de katılır bana başlar fısıldamaya ‘’öfkeli, endişeli, korkuyor, seviyor, neşeli, güvenmek istiyor vb…’’ akışla gelir kayıtlar.

Dostuz, birbirimizi koklayıp, dinleyip, dokunup, gözleyip hakkımızda olan biteni kayıtlarımızdan alacağız. Karar verirken sadece duyularımızdan destek alacağız.

Hayvanlar da böyle yaparlar.

Bazen kedilerimi izlerim. Yogadan geldiğimde üzerimdekileri havalandırmak için çıkartırım, bir yere bırakırım. Mişa gelir ve onları koklar. Onlara sürünür, kendini eşyalarımın üzerine bırakır. O anda bana güvendiğini anlarım. Kokum ona güven vermektedir. Hayata bıraktığım izimle buluşur.

Beni raflara koymaz, ona ilaç vereceğim zamanlarda benim endişemi hissedip o anda yanımdan kaçsa da her seferinde yeniden koklar ve güvenli hissettiğinde yanıma yaklaşır.

Başarılı olmamın, olmamamın, üzerimdeki kıyafetin markasının, renginin bir önemi yoktur, nerede doğduğumun hatta insan olmamın bile bir önemi yoktur. Onun için kokumla bıraktığım izim yeterlidir. Tüm kayıtlarım orada bulunur. ‘’Canlıyım, diriyim ve sevgimle var olma gayretindeyim’’ kayıtlarımı okur, yaklaşırız birbirimize. Av da yoktur, avcı da. Seven ve sevilen vardır.

Bu videoyu da izlemek isteyebilirsin

Kendi Karanlığınla Kucaklaş

Sosyal Medyada Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

One Reply to “Av mısın Avcı mı?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Alışveriş Sepeti (0)

Sepet