Algınızı Nasıl Alırdınız?

Algınızı Nasıl Alırsınız?

Hizmet sektöründe sıklıkla duyduğumuz “Siparişinizi/ yemeğinizi/ talebinizi vs. nasıl alırdınız, nasıl arzu edersiniz?” sorusunu bu defa algımızla ilgili soruyorum:

“Neyi, nasıl algılamak istersiniz?”

Hatta sorumu biraz daha genişleteyim:

“Varmak istediğiniz sonuca ulaşmanız için size ne kadar manipülasyon uygulanmasını arzu edersiniz?”

“Algı operasyonu” ifadesi tanıdık geliyor mu?

Alt metin şudur: Sizin neyi nasıl düşüneceğinize ve kararlarınıza yön veriliyor ya da verilmiş.

Zihin çok kolay kandırılabilen bir mekanizmadır. Bununla ilgili birçok video seyretmiş olmalısınız. Kameraya yakın konulan oyuncak arabanın perspektif sebebiyle gerçek bir araba zannedilmesi örneğinde olduğu gibi, insan zihni gördüğüyle de kandırılabilir.

 

Kararlarını verirken gerçekten özgür müsün?

Maruz kaldığımız algı yönetiminin seçimlerimiz üzerindeki etkisine dikkatini vermeni rica ediyorum. Son yılların temel soru ve sorunlarından bir tanesi olan “karar vermek” ile ilgili kendini nasıl hissediyorsun?

Kararlarını verirken gerçekten özgür müsün?

Bir konuda karar vermeyi kolaylaştıran unsurlardan en önemlisi birilerine danışmaktır.

Çağımızda, danışmanlık listesinin ilk sırasında internet aracılığıyla oluşturulan iletişim ağı yer alıyor. Arama motorları ve sosyal medya içerikleri ücretsiz bir danışmanlık hattı gibi hizmet veriyor.

Hizmet sağlayıcılar, neye ihtiyacın olduğunu sen söylemeden sunacak hale gelmek üzere.

Karar vermemizi kolaylaştıran unsurlar kadar önemli bir konumuz var: Eğitim ve eğitime yönelik seçimler.

Beyin denilen o şahane makineye bir anlamda “format atılan” zamanlarımızı geçirdiğimiz okullara gitmemiz; motivasyon kaynağımız olan başarı havucundan yiyerek, hayallerimizi süsleyen meslek ve gelecek için gönderildik. Belki de hâlâ bu yoldayız.

 

Zamanımızın en az 8, ortalama olarak ise 12 ilâ 20 yılını eğitim için kullanıyoruz.

İlk olarak algı operasyonuna maruz bırakıldığımız yerler ise okullar.

Bir dakika… Burada bir hata olmalı. Okul olur mu hiç? Okul değil elbette… İlk olarak algımızla, ailemizin hizalamasından geçtiğimizde oynanıyor.

Algılarımızın oluşması ve değiştirilmesi açısından aile kurumuna kısaca göz atalım.

Ailede nelerin eğitimini alıyoruz?

  • “Anne kime denir? Ne işe yarar?” soruları ve annenin söyledikleri ile yaptıkları, diğer kadın ve erkeklerle ilişkisi, yemek yapma biçimi, kendisiyle ilgilenme rutinleri, kişiliğinin bizim üzerimizdeki etkileri gibi bilgiler üzerinden kadınlara dair bir algımız oluşuyor.
  • Baba için de benzer konular söz konusu elbette. Bunlara ek olarak güven, maddi koşullar ve dışarıyla olan bağlantılarda sergileyeceğimiz tavrımız gibi kavramlara ilişkin algımızı da böylece seçmiş oluyoruz.
  • “Şimdi okul zamanı!” demeden önce hısım, akrabalar ve konu komşumuz var. Onları seyrederken de birtakım kararlar verdik. Üstüne üstlük kıyaslama yapmaya da başladık. Onlar ve bizler, evin içi ve dışı, içimizden söylediklerimizle dışarıya yansıttıklarımızı da koyduk cebimize. Şimdi doğru okula…
  • Bize okumayı, yazmayı öğreten öğretmenimizin şefkati üzerinden eğitimle bağımızı kurduk. Üstüne üstlük onun başka arkadaşlarımıza davranışıyla da yeni bir kıyaslama alanına geçiş yaptık. “Kime nasıl davranılır? Ben ne yaparsam ödül, ne yaparsam ceza alırım?” sorularına bulduğumuz cevapların yanında bir de takdir edilmemiz için karar verenlerin hep karşı taraf olacağını anladık.
  • O en değerli yıllar bizim duygularımızın, bedenimizde neler olup bittiğinin, ailemizin kimler olduğunun bir önemi kalmadan, hatta belki de hiç kimsenin umurunda olmadan geçip giderken, değerimiz bir anda rakamlara indirgenerek herkesin önünde ilan ediliverince, biz de çoğunlukla rakamlarda başarılı olanın alkışlandığına karar veririz. Değer görenler, yeterli derecede başarılı olanlar oluyor.
  • Şimdi sınav zamanı, hem de bolca sınav… Kıyas, rekabet… İlk bitirenin alkışlanacağı algısıyla yeniden yönetilmeye başladık. Sınavdan aldığımız puanlar; hormonlarımızın üzerimizde yarattığı baskıdan bile daha yüksek bir etkiyle bizi yönetmeye başladı.
  • Üniversitenin kapısına kapağı attıysan şimdi halay zamanıdır. Nedenine gelince, ailede başladığımız algı yönetiminde tam da bu noktada önemli bir aşamadayızdır. Halay başı da olabiliriz, halayın sonuna tutunarak da yaşayabiliriz. “Hiç olmazsa bir devlet kurumuna kapağı atarsın” tavsiyeleriyle çıktık mı liseden bozma üniversitemizin kapısından, oooh garantiledik! Neyi mi? İşe girmeyi elbette… Bu noktada dahi kimsenin bizim mutluluğumuzla işi olmayacağını henüz algılayamamış olabiliriz.

Özgür irade

Daha da devam etmeyeceğim. Evlilik, çocuk, çocuğun kardeşi, kilolar, hastalık, işlerin durumu, terfi… Bütün bunlara ilişkin soruların ardından hâlâ  özgür iradeden bahsetmek ister misin?

Ben isterim.

Orada  “ben” alanın var.

Hem de tam kaybolmuşluğun kucağında otururken…

Ben kimim, bu dünyaya niye geldim, benim kim olacağıma kim karar veriyor, verecek?

İşte şimdi buluşmanın tam da zamanıdır.

Hiç algısı yönetilenle, yönetilemeyen bir olur mu?

Olmaz elbette.

Sonra birisi çıkıp diyor ki,  “Bu bir algı yönetimi operasyonudur.”

“Affedersiniz, sadece bu mu?” demek geliyor içimden. Benim algımın serbest bırakıldığı yer var mı?

Evet var.

Kaybetmekten korkmadan verdiğim kararlar var. Sonucunda hesaplarıma ters düşse de kalbimin sesine uyduğum anlar…

İşte onlar ki beni bir buluşmaya davet ediyor.

Kiminle bu buluşma?

Kendimle.

Kararlarımızı kendi merkezimizden almaya başladığımızda yadırganabiliyoruz. Belki de çoğu zaman geri adım atmamızın sebebi de onaylanmayacağımızdan endişe etmemiz oluyor.

Peki, bizi biz gibi algılayan var mı? Algımız bu derece yönlendirilirken, biz bile kim olduğumuzu tam olarak bilmezken, karşımızdakinin bizim hakkımızda neyi nasıl algıladığını bilebilir miyiz?

Bence bilemeyiz. Zaten karşımızdakiyle ilgileniyorsak, özgür olduğumuzu da söyleyemeyiz.

Özgür olmak istiyorsan, kararlarını verirken kendine şunları sor:

  • Kaybetme korkusu yaşıyor musun?
  • Her kim olursa olsun, herhangi bir kişi için “Şimdi benim hakkımda … düşünecek” diyor musun?
  • “Şimdi onca emek boşa gidecek”, “Benden beklenen şunlardır” ya da “Bunu yaparsam hayal kırıklığı yaratırım” gibi düşüncelerin var mı?
  • Harcadığın emek ve yıllar, sahip olduğun para ya da ilişkiler senin mutlu olmandan daha önemli mi?
  • Dışarısının seni nasıl algıladığı senin kararlarına yön veriyor mu?
  • Kendi kararlarını uygulamaya koyanlara, ailesini, ilişkilerini hiçe sayarak istediği hayatı yaşayanlara bir yandan biraz gıpta ederken bir yandan da onları eleştiriyor musun?
  • Karşındaki her kim olursa olsun önceliğin o kişi oluyor mu?
  • Bireysel bir isteğini gerçekleştirdiğinde kendini suçlu hissediyor musun?

Bu sorularımdan herhangi birisine evet diyorsan, kararlarını alırken kendi merkezinde değil herkesle birliktesin. Kendi merkezinde olmadan kendini değerli hissetmen pek kolay olmayabilir.

Paranı, emeğini, zamanını, gayretini, hedeflerini, ne yiyeceğini, nereye gideceğini… Kısacası kim olacağını belirleyen unsurlara yeniden bak.

Bu hayatın yakıtı olan zamanımız bittiğinde kimin ne düşündüğünü umursayacak halimiz pek olmayacak. O yüzden şimdi dengeyle ilerlemeliyiz.

Ben, ben, ben diyerek ortalığı yıkmamak için, tam zamanında  “ben” diyebilmeliyiz.

Kararlarını kendi veren, gerektiğinde kararlarını yeniden kendi başına verebileceğini bilir. Algını kendine yöneltirsen, seni çevreleyen çiti fark edebilirsin.

Kararlarını kendi veren, gerektiğinde kararlarını yeniden kendi başına verebileceğini bilir.

 

Sosyal Medyada Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Alışveriş Sepeti (0)

Sepet