Anlatırsam Bitecek Gibi

Anlatırsam Bitecek Gibi

Anılar kütüphanesinin kayıtlarından çıkartıp, her defasında usanmadan anlattığımız ‘’ AYNI’’ geçmiş izlerini takip etsek ve aslında neyi anlatamaya çalıştığımızı fark etsek, belki de rahatlarız.

Biz her seferinde aynı tesirle anlatırız, çoğu zamanda aynı kişilere.

Genellikle sahip çıktığımız özellikleri aldığımız, onay beklediğimiz, hatta kim bilir onay da aldığımız ebeveyne dair güzel anılar, dökülür gülümseme eşliğinde ağzımızdan. Bunlar çoğunlukla çocukluk anılarımızdır. Bazen bir üst jenerasyon yani dedeler ve nineler de olur, bu sahnelerde.

Fark etmişsinizdir, kanayan yaralarımızdan da çokça bahsederiz. O sahneler de bir hüzün senfonisi eşliğinde anlatılır. Zamanın hiç geçmediği hissi yaratırız sanki aktarırken. Zaman orada dondurucudan çıkarılıp hemen çözdürülmüş gibidir, o anda aldatılıyor, iflas ediyor, hala elden bir şey gelmiyordur.

Sanki geçmişin kapısı açık kalmış, cereyan yapıyor ve geleceğe dair umutlarımızı hasta ediyorcasına yaşadığımız anın tadını, alır götürür uzaklara.

Nedir bize o kapıyı kapattırmayan?

Belki uğradığımız haksızlık, kaybettiklerimiz, yenilgilerimiz, boşa harcadığımızı düşündüğümüz zamanlar, aldatılışımız ya da her ne ise, ne biz o anıyı bırakırız, ne de o bizi, sarmaş dolaş olmuş, kendi dramımızı kucaklarız.

Peki gerçekten öyle midir?

Kurban biz miyiz, herkes, her şey bize karşı durmuş, ne kadar dua etsek Yaradan bizi duymamış, bize acımamış ve feda mı etmiştir. Onca fedakarlık, olanların ardından üzerimize binen yükler, sorumluluklar, onca sıkıntılar içindeyken yapayalnız kalmışızdır. Belki pişmanlıklar bahsettiğimiz, alamadığımız veya aldığımız kararlar. Bu daha da beter kendi kendimizi yargılayan halimiz, bir adım attırmaz geleceğe, çivilenir kalırız, yeniden pişmanlık yaşamamak için yeniyi reddederiz.

Peki anlatırsak biter mi?

Elbette biter, içimiz ferahlar, yüzümüz güler, onca yıl tuttuğumuz nefesimizi bırakırız ve işte o anda yepyeni bir hale doğarız.

Ama bir şartla, anlattığımızın bize mesajını okuduğumuzda yaşanır bu bahsi geçen hal. Yoksa bir yüzyıl anlatsak doymayız.

Mesajı nasıl okuruz?

Konuşma kısmından geçip, yazmaya gelerek.

Konuşma biraz da karşımızdakine bizim haklı olduğumuzu ve bizi onaylamasını istediğimiz için gerçekleşir.

Yeni bir işe başlamaktan korkuyor ve karşımızdakinin bizi yargılayacağından korkuyorsak, başlarız anlatmaya, ne kadar başarılıydık, o müdür var ya ayağımızı kaydırdı, şirket battı, kriz çıktı. Hiçbirinde bizim ne suçumuz olabilir?

Aslında anlatmak istediğimiz, olan o kadar iyi geldi ki , ben ne yapacağımı bilmiyorum, risk almak, emek vermek istemiyor, istiyormuş gibi yapıyorum. Adlında o çıktığım – çıkarıldığım iş hiç bana göre değildi. Ama ben ne istediğimi de bilmiyorum.

Anlattığımız ya da belki şu andan itibaren yazdığımız anıda geçen kişi ‘’ ERKEK ‘’ ise biz babamızın bizi onaylamasını istiyoruzdur

Şunu diyebilirsiniz; benim babamla aram çok iyi, çok seviyorum, o da beni çok seviyor, bir dediğimiz iki etmez.

Bunların hiçbiri babanızın sizi onayladığı anlamına gelmez.

Siz babanızın istediklerini yaptığınız, onun beklentilerini karşıladığınız sürece o da sizi onaylar.

Peki, çok istemenize rağmen herhangi bir kararınızda babanız üzülür diye alttan aldığınız, sessiz kaldığınız ya da belki gizlediğiniz olay ya da olaylar olmadı mı?

Düşünün, belki de olmuştur.

Anlattığınız anı aldatma ile ilgili ise aslında sizin kendi ruhsal planınıza uygun yaşamadığınız ve kendinizi kandırdığınızla ilgilidir.

Bu halden çıkış biletini kendimize samimi olmakla alabiliriz.

Sürekli aynı konulardan, anılardan bahsetmek yaşananları onaylamamak ve bunu ben istemedim, benim başıma bu hali karşımdaki yaptı demektir. Ve bu şekilde devam ettiğimiz sürece, hayatımıza aynı olayların farklı versiyonlarını çekeriz. O olayın sonunda öğrendiğimiz deneyim, hissediş, olgunluk inkar edildiği için sil baştan benzerlerle buluşabiliriz.

Çözüm, biz de gizli. Aldığımız kararların, yaşadıklarımızın siparişlerini verdiğimizi fark edersek, yüreğimiz ferahlar. Kimse bizi aldatsın istemeyiz, ancak aldatırsa bitiririm dediğimiz ilişkide kendimiz olmaktan vazgeçiyorsak ve hayat planımızdan uzaklaşırsak, hemen bir olay olur. Aldatılırız, bir anda ilişki biter. Biz o eski biz değilizdir. Birisi bize ne yapacağımızı söylemediği için bocalayabiliriz ama yola çıktığımızda çoğu şey düzene girer. Yok eğer biz yas tutup sanki mağdurmuşuz gibi yaptığımızda kendimizi kıstırılmış hissederiz. Sanki kaybedenmişiz gibi kendimize öfkeleniriz. Bu öfkemizi de karşımızdakine yansıtır, sürekli suçlar dururuz.

Bir maddi kayıpsa bahsettiğimiz. Belki düşünmemiz gereken, maddi gücümüz arttığında neler yaptığımız, kendimize verdiğimiz sözlere ne derece yakın ya da uzak olduğumuz olabilir.

Bu verdiğim örnekler gibi siz de bir bakın hayatınıza ne kattı, nereye varmanıza yardım etti, o yaşadıklarınız.

Sosyal Medyada Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Alışveriş Sepeti (0)

Sepet