Adaletli Olmak

Adaletli Olmak

Öncelikle sizinle adalet kelimesinin anlamını ve kökenini paylaşmak istiyorum. Adaletin iki anlamı vardır:

  1. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk. 
  2. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme. 

Kökeni Arapça olup dişil bir kelimedir. 

Türe (töre), adaletin eş anlamlısıdır. Türkçe ve eril bir kelimedir. 

Bir tarih araştırması sırasında Cengiz Han’ın adalet anlayışı hakkında öğrendiklerimden çok etkilendim. Onun on yasasının işleyiş prensibine hayran oldum.

Cengiz Han, en büyük birleşik topraklara sahip Hun imparatorudur. Önemli bir tarihi figürdür ancak beni asıl etkileyen davranışı; ihaneti ve ahlaksızlığı, kimseye ayrım yapmaksızın yasaklaması.

Suyu kirleteni yani ortak kaynaklara zarar vereni asıyor. Zina yapanı da, birbirlerini ispiyonlayanları da, büyücülük yapanları da… Bunun neresinden etkilendin, diyebilirsiniz.

Anlatayım:

Karısı, Cengiz Han’ın düşmanları tarafından kaçırılır. Han, onu aramaktan vazgeçmez ve bulduğunda dokuz aylık hamile olan karısıyla karnındaki çocuğu sahiplenir. Çocuğa “misafir” anlamına gelen bir isim koyar…

Cengiz Han burada karısının ona ihanet etmediğinin ve yaşadığı durumun sonucu olarak doğan çocuğun da bir suçunun olmadığının idraki içerisindedir. Yani çoğu kişinin kadını suçlayacağı ve aşağılayacağı bir durumda o, karısına sahip çıkmıştır. Düşmanları tarafından hamile bırakılan karısının çocuğunu kendi çocuğu olarak ilan etmiş ve ona sahip çıkmıştır.

Bu hikâyenin derinliği üstüne düşünmek gerekiyor…

Kan kardeşim dediği en yakın arkadaşı Camuka ile Cengiz Han’ın arası açılmış ve bir süre sonra düşman olmuşlar. Kendisine karşı iktidar savaşı veren Camuka bir gün Cengiz Han’ın iki has adamı tarafından tuzağa düşürülmüş ve huzura getirilmiş. Sonuç ne olmuş dersiniz? Camuka’ya ihanet edenler öldürülmüş.

Çünkü Cengiz Han için, ihanet edilenin bir önemi yok, ihanet edenin var.

Doğrusu da bu zaten; kime yapıldığı değil, ne yapıldığı önemli!

Bu duruşu sergileyebilmek için ahlak kavramının gelişmiş olması gerekir.

 “Düşmanımın düşmanı, dostumdur” diyen, yanılır. Bugün ona düşmanlık eden, yarın sana edebilir. Bu nedenle kişinin, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapılmasına da izin vermemesi önemli bir meziyettir.

Hırsızlık vardır. Hırsızın kim olduğu sizin algınızla ilgilidir.

Hainlik vardır. Vatan, millet, aile, çocuk, gelecek, endişe ve korku gerekçeleri, bahanedir.

Zina vardır. Mutsuzluk, anlaşılamamak, sevilmemek, sevmemek olayın kılıfıdır.

Aldatma vardır. Tüm bu olanların kabulü için yapanın veya şahitlik edenin kendisini aldatması vardır. Dışarıdan görünmese de içeride hasta eder…

Burada birine karşı kötülük isteme hali vardır aslında, onun size ne yaptığı değildir mesele.

Ve tabii sizin o yapılan karşısında gösterdiğiniz tutum vardır…

Tüm bu anlattıklarımın sonucunda, Cengiz Han’ın gelmiş geçmiş en büyük topraklara sahip olan bir imparatorluk kurup yönetmesinin bir tesadüf olmadığını görüyorum. Adaletin ve hakkının korunacağını bilmek insanları bir araya getiriyor ve bununla da kalmayıp onları bir arada tutuyor. Çıkar denilenler öylesine geçici ki; şartlar değiştiğinde saflarını değiştirme yetisine sahip kalabalıkları sadece birlikte hareket ettiriyor.

Sosyal Medyada Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Alışveriş Sepeti (0)

Sepet